İlyas Murat

Anne Baba Tutumları ve Çocuğun Gelişimine Etkileri

12.03.2020
Anne Baba Tutumları ve Çocuğun Gelişimine Etkileri

ANNE – BABA TUTUMLARI

  1. Mükemmeliyetçi anne – baba tutumu
  2. Eleştirici anne – baba tutumu
  3. Aşırı koruyucu anne – baba tutumu
  4. Serbest anne – baba tutumu
  5. Kararsız ve tutarsız anne – baba tutumu
  6. İlgisiz ve duyarsız anne – baba tutumu
  7. Destekleyici, kabul edici ve demokratik anne-baba tutumu;

1. MÜKEMMELİYETÇİ ANNE-BABA TUTUMU

Freelyshout

     Bu tutumu sergileyen anne – babaları memnun etmek çocuklar için oldukça zordur. Çocuk çırpınıp çabaladıkça anne – baba daha fazlasını (en mükemmelini) ister.  Hiçbir zaman tatmin olamazlar.

         Zamanla çocuk;
     Aşırı kaygı, stres, tedirginlik, hayal kırıklığı gibi duyguları yaşamaya başlar.
“Tırnak yeme, kekemelik, yalan söyleme, çalma, …gibi” davranış sorunlarıyla kendini ifade eder.

2. ELEŞTİRİCİ ANNE-BABA TUTUMU

    Sürekli eleştiren, yargılayan, suçlayan anne – babalardır. Çocukları dinlemezler, baskı kurarlar. Sadece kendi kuralları, istekleri, duyguları ön plandadır.

     Bu tarz anne baba-tutumu çocuklarda;

Kendini, duygularını ifade edememe, içe kapanıklık, güvensizlik, saldırganlık gibi davranışlara neden olur.

3. AŞIRI KORUYUCU ANNE-BABA TUTUMU

Çocuklarına hiçbir iş ve sorumluluk vermezler, her şeyi kendileri yaparlar. Çocuklarına verilen ödev ve sorumlulukları bile kendileri yaparlar.

       Bu tarz anne-baba tutumunda çocuk,

    Kendi başına bir şey yapamaz, yapabileceğine inanmaz. Anne-babaya bağımlı olur. Sorumluluk duygusu ve bilinci gelişmez. Davranış bozukluğu (okul fobisi, yalan söyleme vb. davranış bozukları) görülür.

4. SERBEST ANNE- BABA TUTUMU

    Anne baba çocuğun davranışına karışmaz, sadece büyük bir problem olduğunda varlığını hissettirir. Çocuğun aşırı hareket serbestliği vardır. çocuğa neyi yapması veya neyi yapmaması gerektiği konusunda bilgi verilmez.

      Bu tarz anne baba tutumu ise çocuklarda;

    Sabırsız, sorumsuz, bencil, çabuk darılan ve her an dilediğinin yapılmasını bekleyen kişilik özelliği kazanırlar.

  Lütfen şefkat duygunuzu yanlış yerde kullanmayın!

     Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. “Aman çocuk zahmete girmesin, aman üzülmesin, ağlamasın.” diye diye onu davranışlarında tümden serbest bırakmak, ona iyilik değil kötülük etmektir.

     Meselâ 7 yaşına gelen çocuğa namaz kılmayı öğretmek, 10 yaşına geldiğinde ise namaz kılmazsa cezalandırmak dinimizde olan bir şey. Aman çocuğun uykusu bölünmesin, rahatı bozulmasın diye diye çocuğumuzu kendi ellerimizle ateşe attığımızın farkında olmadığımızı düşünüyorum. Yoksa kim çocuğunu ateşe atsın ki. Ama atıyoruz ne yazık ki. Oysa çocuklarımıza iyilik yaptığımızı düşünüyoruz. Ne kadarda yanılıyoruz. 

       Çocuğunu Kuran Ahlakı üzerine Kaç kişi yetiştiriyor acaba, merak ediyorum. Oysa Allah buyuruyor ki:  “Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun.  (Tahrim süresi 6. ayet)

       Bu ayet nazil olduğunda sahabeler Resulullah (s.a.v.) sormuşlar:

 “Ya Resulullah, biz Allah’ın emirlerini yapıp yasaklarından sakınarak kendimizi ateşten koruyabiliriz.           Ama aile ve çocuklarımızı nasıl koruruz?”

      Efendimiz (s.a.v.):  “Allah’ın size emrettiklerini siz de onlara emredin,  Allah’ın size yasakladıklarını siz de onlara yasaklayın.” diye buyurmuştur.

5. KARARSIZ VE TUTARSIZ ANNE BABA TUTUMU;

      Bu tutum anne ile baba arasındaki görüş ayrılığından kaynaklanır daha çok. Anne ya da babadan birinin çocuğa herhangi bir şey hakkında yap dediğinin diğerinizin yaptırmaması. Kararsız ve tutarsız anne-baba tutumunda çocuğun yaptığı bir davranış bazen çok sert, bazen de çok olumlu karşılanır.

      Çocuk tutarsızlığınızı hissettiğinde ağlar, sızlar, sizden bir şeyler ister her zaman. Sizi test eder aslında.  Geri adım attınız mı yani hayır dediğiniz şeye, evet dediğiniz zaman çocuk o onu kendine “kazanılmış hak” olarak görür artık. 

    Oysa çocukların ruhsal yapıları psikoloji tabiriyle “plastiktir”. Siz sağlam durursanız çocuk kendini size uydurur, merak etmeyin. Kaldı ki bugün birkaç saat ağlamasın derken, ileride hem onun hem kendinizin pişmanlıkla yıllarca ağlamasına zemin hazırlamış olursunuz.

     Anne – babanın kararsız ve  tutarsız tutumu;

     Çocuk hangi davranışı, nerede, nasıl, ne zaman yapacağı konusunda karasız kalır. Çocuk nasıl davranacağını bilmez. Öncelikle anne babaya sonra da insanlara karşı güvensizlik oluşur.  Doğru kararlar alamaz.

6. İLGİSİZ VE DUYARSIZ ANNE-BABA TUTUMU

    Çocuğun cebine sadece harçlık koymak, ilgilenildiği anlamına gelmez. Çocuk kendisiyle Zaman geçirmenizi ister, anne – babadan sevgi ister,  Gerektiği kadar ilgi ister (maddi ve manevi). Çocuk yanlış bir şey yaptığında çocuğun davranışlarını düşüncelerini hoşgörüyle karşılayıp, doğru olan ne ise güzel bir dil ve davranışınızla öğretmemiz gerekiyor.

İlgisiz ve duyarsız anne-baba tutumunun çocuk üzerinde etkisi;

  1. Çocuk kendini değersiz, yetersiz, mutsuz hisseder.
  2. Çocuk evde veya okulda anne babasının dikkatini çekmek için alışılmadık davranışlar sergiler.
  3. Ailesi çocuğa model olamadığı için çocuk kendine başka modeller seçer.
  4. Gençlik dönemlerinde çocuk vaktinin tümünü arkadaşları ile geçirir.
  5.  Genç yaşta çocuk zararlı alışkanlıklar edinmeye eğilimi olur.

7. DESTEKLEYİCİ, KABUL EDİCİ VE DEMOKRATİK ANNE-BABA TUTUMU

Olması gereken en sağlıklı anne – baba tutumudur. Bu tür ebeveyn yaklaşımında, anne-baba çocuklarını destekler ama bunun yanında sınırlarını da koymayı ihmal etmez. Ebeveyn ile çocuk arasında sözel iletişim kanalları açıktır. Çocuğuna insan olarak saygı gösterir. Onun gelişimine has, özgün davranışlar göstereceğini bilir ve bu gelişim basamaklarını izler, onlara uygun davranır. Her çocuğun kendine has, biricik ve tek olduğunu kabul eder.

Destekleyici, kabul edici ve demokratik anne-baba tutumu;

  • Çocuklarına güvenirler.
  • Onları takdir eder ve överler.
  • Temel ihtiyaçlarını karşılamanın yanında ona “ sevgi ” gösterirler.
  • Küçük yaşlardan itibaren sorumluluk verirler.
  • Fikirlerini açıkça ifade etmesi desteklenir ve bu konuda cesaretlendirilirler.
  • İyi bir model olmaya çalışırlar.

Değerli anne ve babalar, kıymetli büyüklerim;

    Son olarak size iletişim hakkında çok kısaca bilgi vermek istiyorum.İletişim Sözel aktarım, duygusal aktarım ve davranışsal aktarım (rol model) olarak üç gruba ayrılır. İnsanlarla ve çocuklarımızla bu üç şekilde iletişim kurarız. Çocuklarımızın üzerinde en etkili olan iletişimimiz söylediklerimizden ziyade davranışlarımız, yaparak gösterdiklerimiz daha etkilidir.

1.Sözel aktarım

      Duygu, düşünce ve bilgilerin sözel olarak dille ifade edilmesidir. Düşüncenin sözel olarak (konuşma ile) karşılıklı değiş tokuşudur. İnsanın karşısındakine kendisini anlatabilmesidir.

2.Duygusal aktarım

     Duygusal iletişimde; bedenin, beynin ve kalbin birlik içinde hareket etmesidir. Duygusal iletişimimiz duygusal zekâmıza bağlıdır. Duygusal zekâ ise duygularımızı ayarlayan bir sistemdir ve bireyin önce kendi duygularının sonra da karşısındaki bireyin duygularının farkında olmasıdır.

3.Davranışsal aktarım (rol model)

         Derler ki “kendini ıslah edemeyen, başkasını Islah Edemez.” Öncelikle kendi davranışlarımızı düzeltmemiz gerekir ki ondan sonra söylediklerimiz çocuklarımıza ve başkalarına tesir etsin.

         Bu konu ile ilgili İmamı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin hayatından bir kesit sizinle paylaşmak isterim.

  Çocuğun birisi bal yiyince vücudunda yaralar çıkıyormuş, ama bir türlü bal yemeyi de bırakamıyormuş.

Ailesi, çocuklarının bal tutkusunu önleyebilmek için hekimlere gitmişler, tedbirler uygulamışlar, ama nafile!

Sonunda, tavsiye üzerine, İmamı Azam Ebu Hanife Hazretlerine gitmişler.

     İmam Ebu Hanife, sorunu dinledikten sonra çocuğun anne ve babasına; “Kırk gün sonra gelin” demiş. Anne ve baba buna bir anlam veremese de çaresizlik içinde mecburen geri dönmüşler.

     Kırk gün geçtikten sonra tekrar İmamı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin huzuruna varmışlar. İmam-ı Âzam, çocukla kısa bir görüşme yaptıktan sonra ona; “Bundan sonra bal yeme evlâdım!” demiş. Sonra da çocuğun ailesine dönüp; “Tamam, gidebilirsiniz.” demiş.

      Anne-baba şaşkınlık içinde.”Bu mudur yani?” dermişçesine birbirine bakmışlar. Öyle ya, kırk gün bekleyip de sonunda sadece bir cümle duymak, anlaşılır bir durum değilmiş.

    Fakat karşılarındaki zat da devrin en büyük âlimi. Sıradan birisi değil ki… Onun dediği gibi yapmışlar ve evlerine dönmüşler. Sonraki günlerde bakmışlar ki çocukları artık bal istemiyor! Merak etmişler bunun sebebini.

    İmam-ı Âzam’ı tekrardan rahatsız etmişler ve ona; “Efendim, ona bir cümle söylediniz. Nasıl onu baldan vazgeçirebildiniz? Nedir bunun hikmeti?” diye sormuşlar.

     Gülümseyerek şöyle cevap vermiş İmam-ı Azam Ebu Hanife: “Kırk gün önce, ben de bal yiyordum. Bal yiyen birinin, başkasına bal yeme demesi etkili olmazdı. Sizin ilk gelişinizde bal yemeyi kestim, önce nefsimde denedim bunu. Kendim bunu bırakmanın mümkün olduğunu görünce sözüm de ona tesir etti.”

İlyas MURAT

YouTube
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Uweta | İlyas Murat ©